top of page
Search

Vicdanlı Şirket Olmada Büyük Bir Engel: Vasatlık Sorunu

Vicdan, belki de dünya genelindeki tüm insanların üzerinde uzlaştığı ve güvendiği tek güç. Geçmişten günümüze, doğudan batıya herkesin başı sıkıştığında sığındığı ve sığınacağı tek limandır. Bununla birlikte vicdan, bugüne kadar anlamı tam anlaşılmayan bir kavramdır. Neredeyse herkes onu bir doğruyu söyleyen bir iç ses olarak bilir. Evet bu doğru bir tanımdır. Lakin birçok özelliklerinden iç ses olması sadece bir tanesidir. Belki de asıl görevi bizim tüm istidatlarımızı neşvünema bulduran, kabiliyetlerimiz açığa çıkaran, bilgi tohumlarımızı çatlatıp büyük ağaçlar olmasını salayan çok önemli bir sistemdir. Bu sistem zaten kendisini incelemeye değer kılıyor. 


İşletmelerde vicdan kavramı düşünülünce ilk akla gelen çalışanların haklarını vermesi geliyor. Halbuki temel hak ve hürriyetler kanuna göre zaten verilmesi gereken görevlerdendir. Bir şirketin dürüst olması ya da hukuka uygun işlerini yürütmesi gayet doğal bir durumdur. İnsanın zaten yapısı bunu gerektirir. Maharet ekstra detaylar ve uygulamalar ile vicdan sistemini çalıştırmakta yatıyor. Ancak o zaman şirketler vicdani sıfatını isimlerinin önüne ünvan olarak giyebilir. 


Örneğin bize göre vicdanlı bir şirketin kısa bir tanımı şu şekilde olabilir. Şirket kendisini ve çalışanlarını sürekli büyütüp geliştirebiliyorsa, bu gelişim somut ve soyut alanlarda birlikte tezahür edebiliyorsa, kazanıp kazandırabiliyorsa ve tüm herkese değerini veriyorsa o zaman bu şirket vicdanlı bir şirkete örnek olarak gösterilebilir. 



Vicdanlı bir şirketin önünde belki de en büyük problemlerden birisi de şirketin vasatlık hastalığına yakalanmasıdır. Şu ifadeleri neredeyse herkes hayatının bir aşamasında muhakkak duymuştur: Beşten şaşma, altıyı aşma, ne önde git, ne de arkada kal, fazla sivrilip dikkat çekme, haddini bil, dengeyi bozma, vasat ol, mutlu kal, oyunbozanlık etme... Bireysel veya iş dünyamızda bu sözlerdeki mesajlar ile yıllarca telkine uğradık. Ve ortalama bir birey olmayı kendimizde inanç olarak geliştirdik. Çok rahat bir konfor alanı yarattık. Ve şirket olarak da birey olarak bu konforda kalmayı hedef haline getirdik.  


Evrim Kuran HBR'da yayınlanan bir programında vasatlık sorununu çok güzel işliyor. O programda Alain Delon’dan bir alıntı yaparak dünyayı vasatların yönettiğini söylüyor. Gerçekten de neredeyse tüm dünyada kurum ve kuruluşların başında birçok vasat zihniyet oturduğu için sorunlar da kendiliğinden baş gösteriyor. İşte en büyük vicdansızlık da bu noktada başlıyor. Çünkü insan dünyada ulvi gaye ile yaşayan tek canlıdır. Donanımında sürekli iyiyi ve güzeli aramak, merak edip gelişmek ve geliştirmek, keşfetmek ve üretmek vardır. Bu gelişime en büyük engel de vasatlık sorunudur. Çünkü bu hastalık daha işin başından sana yapamazsın, ne gereği var diyerek istidatlarını küstürüyor. Büyük bir içsel kıyım sergiliyor. Sonunda da Alain Delon'un dediği gibi, “hile yapa yapa yozlaşan kurumlar” üretiyor. 


Halbuki vasatlık sorununu çözmek için oyunbozanlık etmek gerekiyor. Oyunbozanlık hür bir bireyin kölelik sistemine karşı durmasıdır. Çünkü sistem insanı belirli bir konfor alanında haps ederek o alanın dışına çıkmasını istemez. Çıkmak isteyene de bedel ödetir. Bedel ödemek de zordur. O nedenle toplulukların kolay kolay oyunbozan olup vasatlık sorununu çözmesini beklememeliyiz. 


Yapılması gereken liderler çıkarıp o liderleri destekleyerek oyunbozan yönetici sayısını elimizen geldiğince artmasını sağlamak. Bu lider ki, küçük ya da büyük rüşvetlere yüzünü dönmeyen, hayır diyebilen, bilge ve adil bir yapısı olan bir kişidir. Başlangıçta vasatın tepkisini çeken, daha sonralarda yapacağı icraatlarla taktirini kazanan bu liderler ile oyunbozanlık bir kültür haline gelir. Oyunbozanlık ile şirketlerde inovasyon ve ülke genelinde de müreffeh bir yaşam elde edilir. 


10 views0 comments

Comments


bottom of page